Anasayfa / Genel / Dolmabahçe Sarayında Bir Kurban Bayramı

Dolmabahçe Sarayında Bir Kurban Bayramı



Osmanlı Devleti’nden kalan hatıratlar belki eskisi kadar sık anlatılmıyor. Anlatılanlar içinde ise kaynağına uygun anlatılmıyor. Osmanlı hanedanından olan Şehzade Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu’nun gönderdiği bir yazıyı sizlerle paylaşmak isterim.

31 Mart 1901 Tarihine Rastlayan Kurban Bayramı

Arefe günü yapılan hazırlıklar

Bayramdan önceki gün İkindi vaktinden itibaren, İstanbul’un belirli yerlerinde toplar atılarak bayram ilan edilmiş ve Osmanlı donanması ile diğer gemiler alay sancaklarıyla donatılmış, Sadaret makamı vasıtasıyla fakir fukaraya sadakalar dağıtılmıştır. Sultan II. Abdülhamid tarafından şehzadelere, sultanlara ve devlet adamlarına hediye olarak verilecek kurbanlıklar alayla Saray’a getirilmiş, bedeli Ceyb-i Hümayun’dan yani padişahın şahsi hazinesinden karşılanmak üzere, binlerce kişiye “ihsan” olarak kurbanlıklar verilmiştir. Bayram namazından sonra kesilmek üzere padişah için hazırlanan 3-4 besili koç haricinde, Peygamber Efendimiz, Hz. Hatice, Hz. Aişe, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hüseyin, dört halife, dört ameli mezhep imamı ve Şah Bahaüddin Nakşibend için de kurbanlıklar hazırlanmıştır.

Bayram namazından saatler evvel padişahın geçeceği yol boyunca dizilecek alaylar yerlerini almaya, askeri mızıka marşlar çalmaya başlamıştır. II. Abdülhamid, Kurban bayram namazını kılmak üzere oldukça erken bir saatte, saat yarımda yanında Serasker Rıza Paşa olduğu halde muhteşem bir alayla Beşiktaş’ta bulunan Sinan Paşa Camii’ne gelmiştir. Burada askerler ve subaylar tarafından karşılanmış ve Hünkâr mahfiline girerek namazı eda ettikten sonra saat birde devlet erkânı ile bayramlaşmak üzere Dolmabahçe Sarayı’na geçmiştir.

Bayramlaşma sırasında meydana gelen deprem!

Korkusuz Koca Sultan..

Burada üniformalarını giymiş olarak kendisini bekleyen vüzera, vükela, müşiran, vüzeray-ı azam, rical-i kiram ve ulema protokoldeki yerlerini alana kadar bekleyen Sultan II. Abdülhamid bir süre istirahat ettikten sonra bayramlaşmanın yapılacağı solana girmiştir. Mızıkaların çalacağı programı okuyup tahtın arkasında sıralanacak maiyeti gözden geçirdiği ve tören tam başladığı sırada bir deprem meydana gelmiştir. II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Osmanoğlu, bizzat şahit olduğu bu deprem sırasında yaşananları: “ 31 Mart 1901 tarihine rastlayan Kurban Bayramı gününde bermutad Dolmabahçe Sarayı’na gitmiştik. Sarayda muayede seyredilen locaya yerleşmiş seyre dalmıştık. Birdenbire şiddetli bir yer sarsıntısı başladı. Çocukluğumda da bir kere zelzele gördüğümden derhal anlamıştım. Saray yıkılıyor zannıyla korkup titremeye başladım. Hepimiz yerimize mıhlanmış gibi kalıp “Allah, Allah!” diye bağırmaya başladık. Bu sırada, ortadaki büyük avizenin orta kısmı şiddetli bir gürültü ile salonun ortasına düştü. Babamın arkasındaki ve sağ taraftaki cam büyük bir şangırtı ile parçalandı. Gürültünün şiddetinden birbirimize sarılıyor, aramızda bayılanlar oluyordu. Bu sırada aşağıdan, Müzezzin Arap Abdullah’ın gür ve lahuti sesiyle okumaya başladığı ezan, kulaklarımıza aksetti. Salonu dolduran bu ses kalblerimize huşu ve sükûnet verdi. Cümlemiz ellerimizi açarak Cenab-ı Hakk’a dua edip sığındık. Akıllarımızı başlarımıza topladık. O zaman “Aman, Efendimize ne oldu?” diye pencerelere koştuk. Bakmaya başladık. Salon karmakarışık olmuştu. Hiç kimse yerinde değildi.

Semih Mumtaz Bey sonrasini soyle anlatiyor:

“Tibbiye feriklerinden Doktor Namik Pasa,telasindan kilici ile camlari kirmis,bahceye firlamis.Arkasindan Doktor Fevzi Pasa da kendisini disariya atmis. Iki musahip de ayni seyleri yapmis ve korkudan bagirmislar.Sultan Abdulhamid Han in sık sık sordugu bu olmus.Uzaktan kacanlarin oldugunu gormus,kimler oldugunu ogrenmek istemis.Ogrenince de kizmis “Allahin gazabindan kacmak aptalliktir,O nerede degildir ki nereye kacilsin,yakisiksiz bir hareket demis”.

Babam yalnız başına, tahtının önünde kılıcına dayanmış, ayakta duruyor, ezan-ı Muhammedi’yi dinliyordu. Yavaş yavaş herkes sükunete geldi. Paşalar, beyler yerlerini almaya başladılar. Babam metanetle tahtına oturdu. “Muayede başlasın” emrini verdi. Mızıka başladı. Muayede devam etti. Babamı böyle görünce hepimiz sevinçle birbirimizi tebrik ettik, geçmiş olsun dedik. Sonradan işittiğimize göre kırılan camdan birçok kimse kendilerini dışarı atmış. Avizenin düşen parçasının 700 kilo ağırlığında olduğunu söylediler. Allaha şükür bundan başka zayiat olmadığı gibi bir ferdin de burnu bile kanamadı… O bayram tebrike gelenlerin hepsi aynı zamanda “ “geçmiş olsun” da dediler.” Şeklinde aktarmış törenin devamında ise önce Nakibüleşraf Efendi, gayet beliğ bir lisanla padişaha dua etmiştir..

   quup        

Takdir Et, Devam Et

E-mail adresinizi yayınlamıyoruz. Gerekli alanlar : *

*